|
Bir kenti diğer kentlere bağlayan geniş ve yoğun yolların uzağında bir ilçe Dursunbey... Uzaktan göz kırpan, ufukları hafiften sis bürümüş dağların ardında gizlenen bu ilçe son yıllarda, şiire karışarak ülkenin gündemine girmeye çalışıyor. Suçıktı Şiir Akşamları olarak bilinen, şairlerin ilgi ve eleştirilerine konu olan bir etkinlikle... Dursunbey'de, suyun dağların evreninden akıp günyüzüne çıktığı güne adanan kutlamaların çerçevesinde gerçekleşen şiir akşamlarında, tabii ki diğer şiir programlarında olduğu gibi şairler burada da şiirlerini okuyorlar. Komşu şehirlerden gelen şiirle ilgili insanların azınlıkta olduğu, büyük çoğunluğu Dursunbeylilerden oluşan bir topluluk şiir dinliyorlar.
'Kırsal hayatın dinginliğine hâlel getirmeyen uğraşların öznesi olan, zihinsel iklimin çatışmacı ortamında ve varoluşsal soruların kalplere bıraktığı tortuda görünüveren şiirle çok fazla ilgili olmayan insanlara şiir ne söyler, ısrarla onlara şiir taşımanın karşılığı nedir?' sorularının cevabını vermiyor bu yazı. Şiirden beslenen, bu etkinlik etrafında yapılan tartışmaları takip etmiş bir adamın, belki merakla, belki de kent hayatının sıcak yaz yorgunluğunu seyreltmek isteğiyle Dursunbey'e gitmişliğinin notları olarak okunabilir. Her ne ise, bu adam, dokuzuncusu yapılan Suçıktı Şiir Akşamları'nın gerçekleştiği mekandadır şimdi. Salkım-söğüt ağaçların altlarına yayılmış, kendilerine dağıtılan pilavları kaşıklayan, ayranları içen Dursunbeylilerin arasına karışıyoruz. Biz de mönüden nasipleniyoruz. Mekân muhteşem bir dinginlik ve serinlik taşıyor yüzümüze. Tam da koyu çam ağaçlarıyla örtülmüş dağın dibinde, suyun başını çıkardığı, sonradan kendisine yapılan kanallardan aktığı yerdeyiz. Akşam yemeğinden sonra başlayacak program için dergilerden tanıdığımız şairlerin kümelendiği masalarda bildik sohbetler çoktan başlamış. Öykücü Kamil Yeşil ve Necmettin Evci, şair Mehmet Aycı, Mehmet Solak, Nazir Akkalın, Cevat Akkanat ve Mustafa Kaylı ile aynı masayı paylaşıyoruz. Su, yanı başımızda akmaya devam ediyor. Belediye Başkanı M. Ruhi Yılmaz'la tanışıyoruz. İlçesini şiirle ilgili kılan ve öylece gazetelerin kültür sayfalarına, edebiyat dergilerine taşımış olmanın mutluluğu okunuyor eski bir edebiyat öğretmeni olan başkanın gözlerinden. Mütevazı bir başkan... Şair ve şiirle ilgili olan misafirlerine kendi elleriyle yemek servisini yapacak kadar... Program, bir yaz akşamının ortamında başlıyor. Ay doğmuş gökyüzünde... Gecenin laciverdine ışıklar karışıyor. Ay ışığı, gecenin içinde akışını sürdüren su ve mekânı doldurmuş birkaç yüz insan topluluğu... Şair Recep Garip'in sunumuyla başlıyor program... “Şiir, söz, aşk ve sahicilik adına buradayız.” diyor. M. Önal Mengüşoğlu, suyun yanı başına konulmuş kürsüye, Su Kasidesi'ni okumak üzere çağrılıyor. Arûza yatkın gür bir sesten yayılan tınılar, mekana hafiften bir helecan taşırken, yakın bir zaman önce yapılan divan edebiyatı tartışmaları hatırlanıyor. Bu şiire sırt dönülür mü? Sonra şairler çıkıyor kürsüye... Önceden belirlenmiş şiirlerini okuyorlar bir bir... Alaaddin Özdenören, M. Atilla Maraş, Ragıp Karcı, İhsan Işık, Mehmet Aycı, Cevat Akkanat, Mehmet Solak, Nevzat Akyar, Nazir Akkalın, Adem Turan... İçimden, 'kadın şair yok mu' dediğim anda, mikrofona Behice Kolçak çağrılıyor. Bir eleştirimi kaybediyorum böylelikle... Saat gecenin onikilerine kadar sarkan program sonrasında bizler için hazırlanan mekanlara çekiliyoruz. İkinci gün, şiirlerin okunduğu mekânda yapılan kahvaltıyla başlıyor. Sonra etkinliğin ikinci bölümü olarak düşünülen piknik için yola koyuluyoruz. İki otobüs dolusu insan, dağların arasından kıvrıla kıvrıla uzayan yolun sonunda, yine bir su başında düzenlenmiş alana dağılıyoruz. Bir çardağın altında, bizim de içinde bulunduğumuz topluluk, akşamki programı konuşuyor. Farklı dergilere omuz veren insanlar, hazırlamayı düşündükleri dosyalar için ürün sözü alıyorlar. Konuşma, bu ülkenin edebiyat ve sanat tartışmalarına geliyor. Ne olacak bu dergilerin hâli? İş bu adamın, dokuzuncusu gerçekleşen Suçıktı Şiir Akşamları'nda gördükleri bu kadarla sınırlı değil tabii ki... Fark ettiğimiz başka şeyler de oldu. Onları da başka yerlerde konuşacağız. Zaman Gazetesi 2002 dursunbey insanlarıyla misafir perverliği ile mikemmel bir yer.   dursunbeyin nesi güzel deil geri kafalı suçıktıda güzel dde şirin dursunbeyim dursun bey bir boka benzemiyo bir tutturmuşlar su çıktı yerlerin önemi yok önemli olan tek konu o kereste kafalı insanların beyinlerinde ki zihniyeti değiştirmeleri lazım benim hiç umudum yok neresiymiş  dursunbeyde tek güzel yer suçıktı başka hiçbiyer güzel değil dursunbeyde ikinci bir suçıktığı var |