| Suçıktı Kuruyor Abiler |
|
| Cumartesi, 24 Aralık 2005 | |
|
Kent artık temmuz sıcaklarının... Kıyılara, bir ormanın içine kaçamamış bizim gibi insanların şikayetlerine aldırmayan bir sıcaklık canımıza dişini geçiriyor. Onuncusu yapılan Dursunbey Suçıktı Şiir Günleri’nin davetiyesi, yolunu şaşırmış bir rüzgâr gibi geldi. Hece dergisinden tanıdığımız, aynı zamanda Dursunbey Belediyesi’nde görevli şair Hüseyin Bektaş’ın çağrısı üzerine birkaç dost ile birlikte İzmir’den yola koyulduk. Manisa’yı geçer geçmez, nereden çıktıysa, köy–kent sosyolojisi dilimize dolandı. Balıkesir’e yaklaştığımız sırada, teybe yerleştirilmiş İsmet Özel’in şiir kasetinden bir dize, bizi kahkahayla güldürdü: Köylüleri niçin öldürmeliyiz? Araba içi sohbetin özeti şuydu: ‘Köy’ ve ‘şehir’e giydirilen anlam, mekânsal bir karşıtlıktan doğmuyor. Her şey karşısında kullandığımız dil ve geliştirdiğimiz tavır, ait olduğumuz yeri belirliyor. Bizi ayağa kaldırıp yürütecek bir hayat algısı ‘köy’den çıkmaz. Dört saat süren bir yolculuktan sonra vardığımız mesire yerinde, geçen yıllardan alışkın olduğumuz bir görüntü vardı. Şu baştan söylenmeli: Belediye Başkanı’ndan halkına kadar bütün bir Dursunbey, bugüne özel bir önem veriyor; dışarıdan gelen misafirleri büyük bir ilgiyle karşılıyor. Şıkır şıkır akan bir su, salkımsöğütler ve çınar ağaçları... İnsanın içini ürperten, temmuzun ortasında hırka giydiren bir serinlik... Bu anlamda, bu yılki Suçıktı Şiir Günleri’nin öncekilerden hiçbir farkı yoktu. Ev sahipleri aynı heyecan ve ilgiyle karşıladılar misafirlerini. Dursunbey ve Dursunbeylilere ancak teşekkür edilebilir. Belediye Başkanı M. Ruhi Yılmaz’ın, ‘Şiir insana sahip çıkar, şair ise şiirin kurduğu bir insandır.’ diyerek başlattığı program, Suçıktı Şiir Günleri tarihine isimlerini yazdırmış ve bugün artık hayatta olmayan dört şair–insanın anılmasıyla devam etti. Nevzat Akyar ve Cevat Akkanat’ın sunumuyla; Hilmi Oflaz, Akif İnan, Alâeddin Özdenören ve Nazir Akkalın hatırlandı. Sonra alfabetik sıraya göre şairler çağrıldı. Bu yıl kürsüye çağrılan şairleri gördüğümüzde, kendimizi ‘Meclis Şiir Günleri’nde hissettik. Hadi, M. Atilla Maraş ve Recep Garip dergi ve kitaplardan okuduğumuz şairler... Ve bu iki şair, Suçıktı Şiir Günleri’ne ciddi anlamda emek verenlerden... Ya ilk kez bu akşam isimlerini duyduğumuz şair ve şiirle ilgili (!) mebuslar... Hele kürsüde başka şairlerden şiirler okuyan, potpuri yapan mebuslar programın canına okudular. Geçen yıllardan bildiğimiz ve dergilerde şiir yayımlayan çok az şair vardı: M. Atilla Maraş, Recep Garip, Mehmet Narlı, Mehmet Aycı, Mehmet Solak, Cevat Özyurt, Nevzat Akyar, Hüseyin Kır... Bu kadar... Geriye kalan ondan fazla ‘şair’in ismini o akşam duyduk. Çoğu da zaten başkasının şiirini okudu. Edebiyat dergilerinde isim ve şiirlerini görmediğimiz bu ‘şair’lerin bilinmezliği, sadece ‘ilgi’mizle açıklanabilir mi? Ragıp Karcı’nın kürsüye çıkmayışı, burada şiirini okumak istemeyişi bu yüzden miydi? Evet abiler! Suçıktı Şiir Günleri’yle özdeşleşmiş şairler ilgilerini çekmiş görünüyor. Bu sebeple şiirin de, Suçıktı’dan çekildiğini düşünüyoruz. Suçıktı mesire yeri, hâlâ muhteşem. Su şırıl şırıl akmaya devam ediyor. O sık ağaç altları yine serin, rüzgâr püfür püfür... Gökyüzü yıldızlarla süslü... Başta Belediye Başkanı M. Ruhi Yılmaz Bey, bütün bir Dursunbey halkı, bütün samimiyetleriyle bu organizasyona omuz veriyor. Ama şiir!... Suçıktı Şiir Günleri galiba kuruyor. Hayır, Suçıktı Şiir Günleri devam etmeli. Ancak bu organizasyon fikrini kim geliştirmişse, şair ve şiirleri kim seçiyorsa yeniden düşünmeliler. Şmirin Suçıktı’ya yeniden çıkması gerekir. Değilse şiir susacak, su akacak. Bizce ‘şair’ler evlerine, şairler Suçıktı’ya... Çağrılan şairleri ve okunacak şiirleri kim belirliyorsa, bizce yeniden düşünmeliler. Zaman Gazetesi No. 1 : ben ömer dursunbeliyim |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







